Haberler

Türkiye’de her yıl 1 milyon ton e-atık oluşuyor!

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çevre Sağlığı Programı Bşk. Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan,  atık pillerden eski elektronik cihazlara kadar evlerde biriken atıkların çevre ve insan sağlığına yönelik risklerine dikkat çekti.

Pil ve elektronik atıkların kontrolsüz bertarafı çevre ve insan sağlığına zararlı 

Evlerde biriken atık piller ve kullanım ömrünü tamamlamış elektronik cihazların, içeriklerinde bulunan toksik ve tehlikeli bileşenler nedeniyle çevre ve insan sağlığı açısından önemli riskler oluşturduğuna dikkat çeken Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, “Bu atıkların kontrolsüz şekilde evsel atıklarla birlikte bertaraf edilmesi, zamanla fiziksel ve kimyasal bozunma sonucu içerdikleri zararlı maddelerin çevreye salınmasına neden olmaktadır. Özellikle atık pil ve elektronik cihazların yapısında bulunan kurşun (Pb), cıva (Hg), kadmiyum (Cd), nikel (Ni) ve lityum (Li) gibi ağır metaller, çevresel açıdan ciddi tehdit oluşturmaktadır. Bu metaller toprağa, yeraltı sularına ve yüzey sularına karışarak ekosistem dengesini bozabilmektedir. Ağır metallerin en önemli özelliklerinden biri doğada kolay parçalanmamaları ve biyobirikim göstermeleridir. Bu durum, besin zinciri yoluyla canlı organizmalarda birikmelerine ve biyobüyütme etkisiyle daha yüksek trofik seviyelerde daha yoğun hale gelmelerine yol açmaktadır.” dedi.

Kurşun ve cıva sinir sistemi üzerinde toksik etki oluşturuyor

İnsan sağlığı açısından değerlendirildiğinde, kurşunun özellikle sinir sistemi üzerinde toksik etki göstererek bilişsel gelişim bozuklukları ve nörolojik hasarlara neden olabildiğini kaydeden Karan, “Cıva, merkezi sinir sistemi ve böbrek fonksiyonları üzerinde olumsuz etkilere sahip güçlü bir nörotoksindir. Kadmiyum, böbrek hasarı, kemik mineral yoğunluğunda azalma ve kanser riski ile ilişkilendirilmektedir. Nikel ise alerjik reaksiyonlar ve solunum sistemi problemlerine yol açabilmektedir. Bunun yanında lityum içeren piller, yanlış depolama veya fiziksel hasar durumunda yangın ve patlama riski taşımaktadır.” diye konuştu.

Atık pillerin ve elektronik atıkların ayrı toplanması halk sağlığı açısından önemli

Ayrıca elektronik atıkların kontrolsüz yakılması durumunda dioksinler, furanlar ve diğer toksik gazların atmosfere salınarak hava kirliliğine ve dolaylı sağlık risklerine neden olabildiğine de vurgu yapan Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, “Bu nedenle atık pillerin ve elektronik atıkların evsel atıklardan ayrı toplanması, lisanslı geri dönüşüm tesislerinde işlenmesi ve uygun bertaraf yöntemleriyle yönetilmesi; çevresel sürdürülebilirlik, doğal kaynakların korunması ve halk sağlığının güvence altına alınması açısından büyük önem taşımaktadır.” ifadesinde bulundu.

Kullanılmayan cep telefonları da e-atık!

“Elektronik atık ya da kısa adıyla e-atık, kullanım ömrünü tamamlamış, işlevini yitirmiş veya ekonomik olarak kullanım dışı kalmış elektrikli ve elektronik ekipmanları ifade etmektedir.” diyen Karan, “Bu kapsamda cep telefonları, bilgisayarlar, televizyonlar, küçük ev aletleri, kablolar, bataryalar ve benzeri teknolojik cihazlar e-atık kategorisinde değerlendirilmektedir. E-atıkları diğer atık türlerinden ayıran temel özellik, hem ekonomik değeri yüksek geri kazanılabilir materyaller hem de çevre ve insan sağlığı açısından risk oluşturan toksik bileşenler içermeleridir.” şeklinde konuştu.

E-atıklarda altın, gümüş ve nadir toprak elementleri bulunuyor

“Elektronik atıkların yapısında bakır, altın, gümüş, alüminyum ve nadir toprak elementleri gibi geri kazanılabilir değerli materyaller bulunurken; aynı zamanda kurşun, cıva, kadmiyum ve bromlu alev geciktiriciler gibi zararlı maddeler de yer almaktadır.” ifadesinde bulunan Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, bu nedenle e-atıkların etkin yönetiminin, yalnızca çevresel koruma açısından değil, aynı zamanda kaynak verimliliği ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından da önem taşıdığını söyledi.

Türkiye’de yılda yaklaşık 1 milyon ton e-atık oluşuyor

Türkiye’de elektronik atık yönetiminin son yıllarda gelişim gösterdiğine işaret eden Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, şöyle devam etti:

“Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı verilerine göre, genel geri kazanım oranı 2024 yılında yüzde 36,08 seviyesine ulaşmıştır ve bu oranın 2035 yılına kadar yüzde 60’a çıkarılması hedeflenmektedir. Ancak elektronik atıklara özgü toplama ve geri dönüşüm oranları, genel atık geri kazanım oranlarının altında kalmaktadır. Güncel veriler, Türkiye’de yıllık oluşan elektronik atık miktarının yaklaşık 1 milyon ton seviyesinde olduğunu, ancak bunun yalnızca yaklaşık %6–7’lik kısmının kayıtlı sistemler aracılığıyla toplanabildiğini göstermektedir. Bu durum, e-atık yönetiminde toplama altyapısının güçlendirilmesi ve toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla elektronik atık yönetiminde temel amaç; bu atıkların çevreye zarar vermeden geri kazanım süreçlerine dahil edilmesi, değerli materyallerin yeniden ekonomiye kazandırılması ve toksik bileşenlerin kontrollü şekilde bertaraf edilmesidir.”

Kullanılmış piller normal çöpe atılmamalı

Atık pillerin evsel çöplerle birlikte atılmasının ciddi çevresel riskler doğurduğunu belirten Karan, “Kullanılmış pillerin normal evsel atıklarla birlikte bertaraf edilmemesi gerekir; çünkü bu piller çevre ve insan sağlığı açısından risk oluşturan ağır metaller ve toksik kimyasal bileşenler içermektedir. Pil yapısında bulunan kurşun, kadmiyum, cıva, nikel ve lityum gibi maddeler, kullanım ömrü tamamlandıktan sonra fiziksel bütünlüğün bozulmasıyla çevreye sızabilmektedir. Evsel atıklarla birlikte depolama sahalarına gönderildiğinde, bu toksik bileşenler zamanla toprağa ve yeraltı sularına karışarak çevresel kirlenmeye neden olmaktadır. Özellikle ağır metallerin doğada kalıcılık göstermesi ve biyobirikim özelliği taşıması, ekosistem ve besin zinciri üzerinde uzun vadeli olumsuz etkiler yaratmaktadır. İnsan sağlığı açısından değerlendirildiğinde ise bu maddeler nörolojik bozukluklar, böbrek hasarı, solunum yolu problemleri ve çeşitli toksik etkilerle ilişkilendirilmektedir. Ayrıca lityum bazlı piller, uygun olmayan koşullarda depolandığında yangın ve patlama riski de taşımaktadır. Bu nedenle kullanılmış pillerin ayrı toplanması, lisanslı geri dönüşüm ve bertaraf sistemlerine yönlendirilmesi çevresel sürdürülebilirlik, kaynak verimliliği ve halk sağlığının korunması açısından zorunlu bir uygulamadır.” dedi.

Şarj edilebilir pil kullanımı yaygınlaştırılmalı

Evlerde e-atık oluşumunu azaltmak için bireysel farkındalığın önemine değinen Karan, “Evlerde elektronik atık ve atık pil birikimini azaltmak için bireylerin günlük yaşamda uygulayabileceği çeşitli pratik adımlar bulunmaktadır. Öncelikle, gereksiz elektronik ürün tüketiminin azaltılması ve ihtiyaç odaklı satın alma davranışının benimsenmesi önemlidir. Elektronik cihazların kullanım ömrünün uzatılması, e-atık oluşumunun önlenmesinde temel yaklaşımlardan biridir. Bunun yanında, kullanılabilir durumdaki elektronik cihazların bakım ve onarım yoluyla tekrar kullanıma kazandırılması ya da ikinci el değerlendirilmesi atık miktarını azaltmaktadır. Kullanım ömrünü tamamlamış cihazların ise evsel atıklarla karıştırılmadan belediyelerin, yetkili toplama noktalarının veya lisanslı geri dönüşüm kuruluşlarının sistemlerine teslim edilmesi gerekmektedir. Pil kullanımında ise tek kullanımlık piller yerine şarj edilebilir pillerin tercih edilmesi önemli bir atık azaltım stratejisidir. Ayrıca kullanılmış pillerin evde biriktirilerek marketlerde, okullarda veya belediyelerin pil toplama kutularına bırakılması çevresel risklerin azaltılmasına katkı sağlar.” diye konuştu.

Eski cihazlar lisanslı tesislere teslim edilmeli

Eski telefon ve bilgisayarların geri dönüşüm süreçlerine ilişkin de bilgi veren Tuğçe Yılmaz Karan, şöyle devam etti:

“Eski telefon, bilgisayar ve benzeri elektronik cihazların geri dönüşümü, çevresel risklerin azaltılması ve değerli kaynakların yeniden ekonomiye kazandırılması açısından sistemli bir şekilde yürütülmelidir. Bu cihazlar öncelikle evsel atıklardan ayrı olarak toplanmalı ve yetkili toplama merkezlerine ya da lisanslı geri dönüşüm tesislerine teslim edilmelidir. Çünkü elektronik cihazlar hem geri kazanılabilir değerli metaller hem de çevreye zarar verebilecek toksik bileşenler içermektedir. Geri dönüşüm süreci genellikle birkaç aşamada gerçekleşmektedir. İlk aşamada cihazların veri güvenliği açısından kontrol edilmesi ve kişisel verilerin tamamen silinmesi gerekmektedir. Ardından cihazlar ayrıştırma tesislerinde bileşenlerine göre sınıflandırılmaktadır. Plastik, cam, metal ve elektronik devre kartları birbirinden ayrılarak farklı geri kazanım süreçlerine yönlendirilmektedir. Özellikle devre kartlarında bulunan altın, bakır, gümüş ve palladyum gibi değerli metaller özel yöntemlerle geri kazanılabilmektedir. Bunun yanında pil, ekran ve bazı devre elemanlarında bulunan kurşun, cıva ve kadmiyum gibi tehlikeli maddeler kontrollü şekilde bertaraf edilmektedir.”

Bu süreçlerin lisanslı tesislerde gerçekleştirilmesinin büyük önem taşıdığını ifade eden Karan, “Çünkü kayıt dışı ya da kontrolsüz geri dönüşüm uygulamaları, toksik maddelerin çevreye yayılmasına ve insan sağlığı açısından ciddi risklerin oluşmasına neden olabilmektedir. Dolayısıyla elektronik cihazların doğru şekilde geri dönüşüm sistemine dahil edilmesi hem çevresel sürdürülebilirlik hem de kaynak verimliliği açısından temel bir gerekliliktir.” ifadesinde bulundu.

Gelecekte “döngüsel ekonomi” modeli öne çıkacak

Gelecekte e-atık yönetiminde döngüsel ekonomi yaklaşımının daha fazla önem kazanacağını ifade eden Karan, “Gelecekte e-atık yönetimi konusunda öne çıkan yenilikler ve politikalar, daha çok döngüsel ekonomi temelli yaklaşımlar etrafında şekillenmektedir. Geleneksel ‘üret-kullan-at’ modelinden uzaklaşılarak, ürünlerin yaşam döngüsünü uzatmayı ve atık oluşumunu kaynağında azaltmayı hedefleyen sistemler ön plana çıkmaktadır. Bu kapsamda en önemli politikalardan biri Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu (Extended Producer Responsibility – EPR) uygulamalarıdır. Bu yaklaşımda üreticiler, ürünün yalnızca üretim aşamasından değil, kullanım ömrü sonrasındaki toplama, geri dönüşüm ve bertaraf süreçlerinden de sorumlu tutulmaktadır. Bu sistem, üreticileri daha dayanıklı, onarılabilir ve geri dönüştürülebilir ürün tasarlamaya yönlendirmektedir. Son yıllarda bu konuda yasal düzenlemelerin güçlendirilmesi ve kapsamın genişletilmesi dikkat çekmektedir. Bunun yanında, eko-tasarım (ecodesign) yaklaşımı geleceğin önemli bileşenlerinden biridir. Elektronik ürünlerin tasarım aşamasında sökülebilirlik, tamir edilebilirlik ve malzeme geri kazanımına uygunluk kriterlerinin dikkate alınması, geri dönüşüm verimliliğini artırmaktadır. Buna paralel olarak ‘onarım hakkı (right to repair)’ politikaları da yaygınlaşmaktadır. Bu politikalar, tüketicilerin ürünlerini daha uzun süre kullanabilmesini desteklemektedir.” şeklinde konuştu.

Gelecekte e-atık yönetiminde temel hedef ne olacak?

Teknolojik yenilikler açısından ise yapay zekâ ve dijital takip sistemlerinin ön plana çıktığına işaret eden Karan, “Yapay zekâ destekli ayrıştırma teknolojileri, elektronik atıkların daha hızlı ve doğru sınıflandırılmasını sağlamakta; dijital ürün pasaportu gibi uygulamalar ise ürün içeriğinin ve yaşam döngüsünün izlenebilirliğini artırmaktadır. Bu da geri kazanım süreçlerini daha verimli hale getirmektedir. Gelecekte e-atık yönetiminde temel hedef; yalnızca atıkları bertaraf etmek değil, ürünleri sistem içinde mümkün olduğunca uzun süre tutarak kaynak verimliliğini artırmak ve çevresel etkileri minimize etmektir. Bu doğrultuda politika, teknoloji ve tüketici davranışlarının birlikte dönüşmesi gerekmektedir.” şeklinde sözlerini tamamladı.

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu